21 Kasım 2011 Pazartesi

TESADÜFTÜR(!)

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç'ın fırçaladığı Kredi Yurtlar Kurumu Ankara Bölge Müdürü Recep Ali Er, bakın kimin yakını çıktı! akan Kılıç için 'şanssızlık' denilebilecek olay şöyle gelişti: Kılıç, geçen hafta Ankara'da yurt denetimi yaptı. Habersizce Atatürk Öğrenci Yurdu'na gidip öğrencilerle görüştü, sorunlarını dinledi. Bakanın geleceğini duyan Kredi Yurtlar Kurumu Ankara Bölge Müdürü Recep Ali Er, hemen yurda geldi.
MÜDÜRÜ FIRÇALADI
Bir öğrencinin sorununu dinleyen Bakan Kılıç, yanındaki Ali Er'e "Sorunu hemen çözün" talimatı verdi. Yurt müdürü de öğrenciye "Pazartesi hallederiz" dedi. Bunun üzerine Kılıç, "Pazartesi olmaz, hemen çözeceksin" diye fırça attı. İşte Kılıç'ın fırçaladığı o müdür Erdoğan'ın teyzesinin oğlu çıktı.
SAMSUN'DA MÜDÜRDÜ
Başbakan Erdoğan'ın teyzesinin oğlu olan Ali Er, daha önce de Samsun Kredi ve Yurtlar Kurumu Bölge Müdürü'ydü. Bir süre önce Başbakan Erdoğan'ın talimatıyla ataması Ankara'Ya yapılmıştı.
KARDEŞİ DE DANIŞTAY'DA
Bakan Kılıç'ın fırçaladığı Yurt Müdürü'nün kardeşi İbrahim Er de Danıştay üyesi... (Sözcü) 



Kaynak : http://www.haber3.com/bakan-kilic,-baltayi-tasa-vurdu-1083848h.htm#ixzz1eM7q3MQ3

17 Kasım 2011 Perşembe

AKP kuruldu (yeni bir parti mi? Acaba.... ) YAZI DİZİSİ 1

AKP kuruldu (yeni bir parti mi? Acaba....

 12 Aralık 1997 tarihinde Siirt'te bir miting sırasında okuduğu şiir yüzünden Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanmaya başlandı. Yargılama sonucu "Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek" suçunu işlediği gerekçesiyle dört ay hapis cezasına çarptırıldı. 26 Mart 1999 günü Pınarhisar Cezaevine konan Erdoğan cezasını 24 Temmuz 1999 günü tamamladı

2 Haziran 2011 Perşembe

Sırrı Süreyya Önder...

1 .Bölge bağımsız adayı Sırrı Süreyya Önder'in 1 haziran'da Taksim gezi parkında Sanatçıların desteğiyle gerçekleştirmek istediği şölen yine gerekçesiz bir şekilde iptal edildi.Seçim irtibat bürolarındaki arkadaşlarıyla iki toplantı üstüste yapmadığını belirten Önder , bu uygulamanın valilik tarafından değil merkezi otoritenin bir tasarrufu olduğunu vurguladı.Açıklamanın ardından   Leman Sam, Gencay Gürsoy,İlkay Akkaya yaptıkları kısa konuşmalarla Sırrı Süreyya Önder'e destek verdiler.

28 Nisan 2011 Perşembe

ÇILGIN PROJE(!)



akp'nin son bombası ....






Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Cemal Saydam: “Doğal olarak oluşmuş bir sistemi öyle yapay müdahaleler yaparsanız, ne olacağını kestiremezsiniz. Boğazlardaki su rejimini değiştirirseniz, İstanbul’un kanalizasyon deşarj sistemini mahvedebilirsiniz. İstanbul’un kanalizasyonu boğazın altına veriliyor ve bu su Karadeniz’e gidiyor. Daha açık bir ifadeyle Karadeniz Marmara’ya bir musluktan boşalıyordu, şimdi ikinci musluğu açarsanız Karadeniz’deki su dengesini değiştirirseniz, ne olacağı kestirilemez. Balık olsun, üst akıntısı olsun, su rejimi olsun. Marmara’nın su bütçesi ile oynamaya başlarsanız sistemin nasıl cevap vereceğini hiç kestiremezsiniz.”









Hafriyatı ne olacak?- TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Murat Taşdemir: “25 metre derinliğinde, 150 metre genişliğinde, 45 kilometre uzunluğunda bir kanal açmak demek, 168 milyon 750 bin metreküp toprak harfiyatı demek. Bu da yaklaşık 17 milyon kamyon harfiyat demek. Buradan çıkacak toprağı İstanbul’un üzerine sersen, İstanbul’un yüzölçümünü 10 santimetre yükseltirsin. Bu alanda çok ciddi ekolojik tahribat ve orman katliamı yapılacak, çok ciddi bir kentleşme problemi olacak. ”Alternatif öneri lazım- Orman Mühendisleri Odası Başkanı Muhammet Saçma: “Bizim önerimiz, Büyükçekmece’den, Ormanlı köyü civarına uzanacak bir güzergah. Bu da kısmen coğrafi yapısı itibariyle de kanal geçirmeye uygun bir yer. Hem mesafe daha kısa, hem de ormandan geçecek bölümü 7-8 kilometre. Bu güzergahın hem maliyeti azaltacağını, hem doğaya daha az zarar vereceğini düşünüyoruz. Bu gibi şeyler ihtiyaçsa ‘karşıyız’ demek doğru değil, alternatif öneriler sunmak lazım. ”Ormanlar için tehlike- Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Emine Girgin: “Proje kuzey ormanları için büyük tehdit. Zaten İstanbul şu anda yaşanılabilir sınırların çok çok üzerinde. Bu şehre yeni ulaşım yerlerinin yapılmaması gerekiyor. Çünkü her yapılan beton yapıtlar şehir dokusuna zarar veriyor.” Görüş alınmamış- İstanbul Çevre Federasyonu Konseyi Başkanı Tunay Gürsel: “Bazı kamu ve kurumlar buna gerek duymadan projeyi yapıyor ve uyguluyor. Bu kuruluşların dışında Şehir Plancıları Odası Türkiye Mimarlar Mühendisler Birliği’nin bu projeyi nasıl değerlendireceği de önemli. Ama anlaşılan o ki hiçbir kesimin görüşü alınmamış.”Çevre bedelini ister- Prof. Dr. İlhan Talınlı (İTÜ Çevre Mühendisliği öğretim üyesi): “Çevre biliminde ekosistemler belirli bir taşıma kapasitesine sahip yaşanılan yerlerdir. ‘Ben yaptım oldu’ projeleriyle ortaya çıkarsanız, çevresel etkileri ne olacak diye sorma hakkı ne sizde ne de bendedir. Havada, oksijende, tuzdadır. Su olmayan bir yere ‘Ben buraya su getirip yaşayacağım’ derseniz çevre bedelini ister. Seçim arifesinde ‘Ben yaptım oldu’ mantığıyla söylenecek bir şey değil.

23 Aralık 2010 Perşembe

AKp incileri...İzmir burnu akmış, kir pas içinde çocuk gibi.

İzmirliler bu sözlere çok kızacak
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, İzmir'le ilgili, "İzmir burnu akmış, kir pas içinde çocuk gibi. İzmir'de bir şeye engel olma zihniyeti, çözümün bir parçası olmaktan daha öne geçiyor" dedi.

Cumhuriyet Haber Portalı

İstanbul - Ege Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (ESİAD) konuğu olarak İzmir’e giden AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, ilginç açıklamalarda bulundu. Vatan Gazetesi'nin haberine göe İzmir’den armoni değil kakafoni çıktığını ileri süren Çelik, Kayseri ve Konya’yı örnek vererek şunları söyledi:

“Türkiye’de Kayseri örneği var. Kayseri’den cumhurbaşkanı var, milletvekilleri, sanayi ve ticaret odaları, esnaf ve sanatkarlar odaları, barosu, borsası, stk’ları mahalli yönetimi, mülki idaresi merkezi idaresi öyle saat gibi bir işliyor ki Kayseri mesafe alıyor. Konya’da öyle. Konya’da gecekondu bulamazsınız. İzmir’de de bazı evler gecekondu değil. Kenti gecekondu sarmış ve ortak paydalarda buluşarak kentlilik bilinciyle İzmirlilik ortak paydasıyla o eksende buluşarak İzmir’de ciddi bir hamle yapılamadı.”

Pırıl pırıl ama: İzmir Türkiye’nin üçüncü büyük kenti. Modernizmi temsil eden kent, Türkiye’nin fihristi, tarım, turizm kenti. Ama ben İzmir’i şuna benzetiyorum. Pırıl pırıl nur topu gibi bir çocuk ama burnu akmış kir pas içinde. Yüzünü, gözünü temizlediğiniz zaman güzelliği ortaya çıkar. İzmir dört tekerine fren takılmış araba gibi. Bir şeye engel olma zihniyeti çözümün bir parçası olmaktan daha öne geçiyor.

Müdahale yok: İzmir’de yaşam tarzına müdahale tehdidi yok. Kimse kimsenin yaşam tarzına müdahale etmemelidir. Biz birbirimize mecbur değil mahkumuz. Birlikte yaşarken farklılıklarımızı koruyarak huzur ve barış içinde birarada yaşamayı öğreneceğiz. İzmir’de kimse Ak Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı gibi hayatını tanzim etmek zorunda değil. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ‘Ben cumhurbaşkanıyım, içki içmiyorum kimse de içmeyecek’ demesi laikliğe aykırıdır. Başbakan ‘faize dayanan bankacılık sistemi yasaklansın’ derse bu laikliğe aykırı olur. Bireysel hayatında faiz alıp vermiyorum demek laikliğe aykırı değil. ‘Ak Parti iktidara geldi acaba bir şey mi olacak?’ Sekiz yıl bir şey olmadı. ‘Sen niye öyle giyiniyorsun, ne yiyip içiyorsun’ diyen olmadı. Tahrikler Ak Parti yokken de vardı.

"Cumhuriyet demokrasi demek değil"

"Türkiye’de demokratik cumhuriyet değil, bürokratik cumhuriyet var. Bize okullarda hep ‘Cumhuriyet eşittir demokrasi’ diye anlattılar. Cumhuriyet eşittir demokrasi falan değil. Cumhuriyet olmayan ve demokrasinin en rafine biçimiyle yönetilen ülkeler var. Cumhuriyet olup da diktatörlükle yönetilen ülkeler de var. Küba, Çin, İran, İsrail de cumhuriyettir. Bizim kağıt üzerinde adımız ‘demokratik cumhuriyet’ olmasına rağmen uygulamalar ‘bürokratik cumhuriyettir’. Seçilmişlerin değil atanmışların iradesi ön plandadır. Vesayetçi sistem vardır."

20 Aralık 2010 Pazartesi

Öğrenciler kendilerini yere atmış !


önce dayak sonra da alay mı.....?


İçişleri Bakanı Beşir Atalay, iki dil tartışmalarının getireceği bir şeyin olmadığını vurgulayarak, ''Resmi dil Türkçe'dir. Resmi dilimiz tartışılamaz'' dedi.

Atalay, Kanal 7'de yayımlanan ''Başkent Kulisi'' adlı programda, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. ''CHP Kurultayı ve CHP'de yeni süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna Atalay, demokratik ülkelerde anamuhalefet partilerinin çok önemli olduğunu söyledi.

Türkiye'de siyaset yapan biri ve vatandaş olarak iktidarın yanında kuvvetli, gerçekten üreten güçlü bir muhalefetin olmasını arzu ettiklerini, bunun gerekli olduğunu belirten Atalay, CHP'nin geçmiş kongrelerine göre daha sakin ve bütün bir kongre geçirdiğini kaydetti.

CHP kongrelerinin genelde tartışmalı ve kavgalı geçtiğini dile getiren Atalay, ''Burada daha sakin bir kongre var. Bir anlamda Genel Başkan kendi istediği listeyi de oluşturdu gibi. Deniz Baykal, Önder Sav faktörü sanki çok fazla önemli değilmiş ya da bundan sonra önemli değilmiş gibi görünüyor. Meclis içerisinde kendi gruplarından, milletvekillerinden çok kişiyi listenin içerisine almadılar. Orada dikkati çeken DSP'den geçen bir kaç isim var. Bir anlamda DSP'yi de kollayan bir liste'' diye konuştu.

Bu anlamda bakıldığında Kılıçdaroğlu'nun başarılı göründüğünü ifade eden Atalay, şöyle devam etti:

''Ama benim kendi gördüğüm, kendi kanaatim, CHP kolay değişecek bir parti değildir. Kolay değişmez ve ona da müsaade etmezler. Neticede CHP statükoculuğun savunucusudur, temsilcisidir her ne kadar onlar sosyal demokrasiden söz ederlerse de o anlamda bir politikalarını biz görmedik. Şu anda AK Parti'nin yürüttüğü politika Türkiye'deki belki bu güne kadar en etkili sosyal politikadır. Dileriz ki CHP'de bu madana etkili bir politika yürütür.

Ben baştan beri, Genel Başkanlığından bu yana Kılıçdaroğlu'na baktığımda hiç tutarlı bir politika ortaya koyduğunu görmedim, çelişkilerle dolu. Onun biraz da İstanbul Belediye Başkanlığından biliyorsunuz ismi ön plana çıkmıştı, sürekli yolsuzlukla mücadele ediyor gibi bir hava ama aslında çok ucuz bir hafiyelik benim gördüğüm ondaki. İşini iyi yapmayan, iyi çalışmayan böyle hemen yüzeysel bazı şeylerle insanı suçlayan böyle bir görüntü. Yani ağır başlı dengeli, konulara bütün boyutuyla yaklaşan bir liderlik görmedim. Genel olarak benim CHP'den ve liderinden doğrusu çok istememe ve beklememe rağmen şu anda bir umudum yok, kongrenin sonucu ne olursa olsun.''

''KAYSERİ'DEKİ YOLSUZLUK İDDİALARI

Beşir Atalay, ''Kayseri olayının da kızgınlığını yaşıyor olabilir misiniz?'' sorusuna, ''Hayır hayır'' yanıtını verdi.

Rüşvetle ilgili konuyu savcılığın araştırdığını kaydeden Atalay, şöyle konuştu:
''Bu kadar açık, şeffaf yürümüş bir konuyu halen şeffaf olmamakla suçluyorlar. Şunu söylemek istiyorum, kendileri de bin pişman oldular, yine iyi çalışılmamış bir dosyayı alelacele gündeme getirdiler ama sonunda çok zor durumda kaldılar. Artık onlar üzerinde durmazlar, bunun bitmesini isterler. Onlar iftirayı at izi kalırsa kalsın biraz... Ama biz bırakmayacağız, yani bu tür hataların peşini bırakmayacağız. Bir yerde bir cümle söylerse onun karşılığını fazlasıyla veririz bunu ifade etmek istiyorum.''

İSTANBUL'DAKİ ÖĞRENCİ OLAYLARI

Son aylarda üniversitelerde, belirli kesimlerde öğrencileri hareketlendirmek isteyenlerin var olduğunu belirten Atalay, bunu bildiklerini ve tespit ettiklerini kaydetti.

Atalay, ''Bunlar çok küçük oranlarda olan biraz daha uç diyebileceğimiz ama genelde biraz daha ulusalcı kesim içerisinde toplananlar. İstanbul'daki rektörler toplantısında da 6 ayrı grup öğrenci vardı. Bunların geldikleri noktalar belirli. Bunların 4 tanesi polisin de korumasıyla geldiler. Açıklamalarını yaptılar, mesajlarını verdiler ve gittiler ama 2 grup var ki bunların birisi Ankara ve Eskişehir'den gelenler bir de İstanbul'un içerisinden bir grup var, bunlar dağılmak istemediler, oraya girmek istediler. Olayları ben ekrandan seyrettim, o gün çekilenleri seyrettim. İlk defa polisin üzerine getirdikleri bayrakların sopalarıyla saldıran, vuran, hatta 3 polisi yaralayan öğrenciler...'' diye konuştu.

İstanbul'daki olaylarda da polisin sonuna kadar çaba gösterdiğini vurgulayan Atalay, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Polis, belirli bir noktadan sonra öğrencileri uzaklaştırmak için gaz sıkmıştır, vurmamıştır. O yerde yatan bir kız öğrenci görüntüsü var, 40 yönden biz onu inceledik böyle bir görüntü niye meydana geldi diye. Böyle bir görüntü olmamalı. Onunla ilgili bir darbe yok. Çok ileri saldıran, polise vuran öğrencilerden bir kısmını gözaltına alma teşebbüsü sırasında ekran görüntüsü vermek için kendini yere atanlar da oluyor. Öğrencilerde olur bunlar. Bunun içerisinde belli bir grup var. Biz bunları tespit ettik, dosyamda var benim.

Geçen yıl Tekel işçileri eylemine katılmış, İstanbul'da Mc Donald eylemine katılmış, Samsun'daki eyleme katılmış, Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesinde yumurta atma eyleminde var. Bunlar öğrenci ama her yerde bu tür şeylerin içerisinde olan belli bir grup var. Bunların kim olduğu, nereden geldiği biliniyor. Bunların sayıları çok az çok büyük öğrenci kitlelerini filan temsil etmiyor.''

Küçük bir olayın polisin imajını yıkıp geçtiğini dile getiren Atalay, ''Polis devletine mi gidiyoruz?'' sorusuna ''Öyle şey olur mu, AK Parti ve polis devleti bunlar biraraya gelmez ki'' şeklinde yanıtladı.

İKİ DİL TARTIŞMALARI

Atalay, iki dil tartışmalarının getireceği bir şeyin olmadığını vurgulayarak, ''Resmi dil Türkçe'dir. Resmi dilimiz tartışılamaz'' dedi.

Bakan Atalay, şunları kaydetti:

''Hiçbir parti, iktidarın bu konuda yürüttüğü bazı politikaları iç siyasette kullanmayacak. İktidarı en çok zorlayan budur. Hepimiz siyaset yapıyoruz. Bu konuda risk alıyorsunuz. Bu bir cesaret işidir, risk almadan yürümez. Sizin aldığınız riskleri muhalefet partileri köşe bucak kullanırsa, bizleri nasıl ilk başladığımızda hain ilan ettiler, o zaman iktidar da bu sorunları göğüslemekte zorlanır. Bu normal bir şeydir.

Bu konuda o günden bu güne büyük bir değişim oldu. MHP'de bile bu değişimi görüyorum. Demek ki bir anlayış gelişebilir. Zaten bu günlerde Türkiye'de makul bir atmosfer var. Silahın önde olmadığı bir atmosfer yaşıyoruz. İyi diyaloglar var, görüşmeler var. Biz BDP ile görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Bölgedeki sivil toplum kuruluşlarıyla diyaloğumuz var.''

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde birçok ziyarette bulunduğunu, bölgedeki atmosferi iyi analiz edebildiğini söyleyen Atalay, ''Bölgede büyük bir rahatlama var. Devlet oraya sahip çıktıkça vatandaşın devlete güveni artıyor. Devlet zamanında yanlışlar yapmış, bunu açıkça söylemeliyiz. Bunu, CHP daha çok söylemeli. Devlet yaptığı yanlışlarla o vatandaşların güvenini kaybetmiş'' dedi.

''RESMİ DİLİMİZ TARTIŞILAMAZ''

İçişleri Bakanı Atalay, ''Hükümet, iki dil meselesinden rahatsız oldu. Bu konuya biraz özgürlükler bağlamında bakmak gerekmiyor mu?'' sorusu üzerine, AK Parti Hükümeti olarak 2005'ten bu yana vatandaşın kendi istediği dilde rahatça konuşması, öğrenmesi, öğretmesi, televizyon kurması, gazete çıkarmasının önündeki engelleri kaldırmakla meşgul olduklarını belirtti.

Devletin televizyonundan 24 saat Kürtçe, Arapça yayın yaptığını, isteyenin özel radyo ve televizyon kurup dilediği dilde yayın yaptığını ifade eden Atalay, şu anda vatandaşın istediği dilde konuşmasının önünde bir engel bulunmadığını bildirdi.
Atalay, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Cezaevlerinde engel kaldırıldı, hatta Meclis Seçim Kanunu'nu değiştirdi. Siyasetçiler istediği dilde propaganda yapabiliyor. Bütün bunlar realite. Bundan daha tabi ne olabilir. Bu şu anda Türkiye'de sağlandı. Bunun ötesinde iki dil gibi yeni bazı şeyler gündeme getirmek yürüyen sürecin iyi yürümesini engelleyici şeyler olarak... Daha ileri ifadeler kullanmak istemem ama Türkiye'de bu kadar gelişme olduktan sonra, şu anda iki dil tartışmasının getireceği yeni bir şey yok. Ondan ötesi nereye gider; resmi dil. Resmi dil olmaz. Resmi dil Türkçedir. Resmi dilimiz tartışılmaz. Bizim dediğimiz budur. Onun dışında günlük kullanımda bir problem kalmadı zaten.''

Köy isimlerinin değiştirilmesine yönelik tartışmalarla ilgili soruyu da cevaplandıran Atalay, köy isimlerinde herhangi bir sorun olmadığını söyledi.

Yaşadığı köyün ismini değiştirmek isteyen vatandaşların kaymakamlığa başvurması gerektiğini belirten Atalay, ''Köy nüfusunun yarısından bir fazlası değişikliği istiyorsa konu İçişleri Bakanlığına geliyor, onaylıyoruz, hallolup gidiyor. Bir tane geri çevirdiğimiz yok. Bütün bunlar çözüldü, bunlarda sorun yok'' diye konuştu.

''HASSASİYET GÖSTERELİM''

Atalay, ''BDP telaşa mı düştü? Misyonumuz zayıflıyor endişesine kapıldı mı?'' sorusu üzerine, ''Şu anda bir seçim var. Onlar da siyaset yapıyor. Onlara benim ifade edebileceğim; bu sürece hassasiyet gösterelim. Şu anda yürütülen büyük bir misyondur. Eğer bu sorunu biz çözeceksek, bu misyonun sahipleri, bu işi yürütenler daha fazla hassasiyet göstermeli'' diye konuştu.

Beşir Atalay, Genelkurmay Başkanlığının açıklamasının kendilerini rahatsız edip etmediğinin sorulması üzerine de rahatsız olmadıklarını ancak Cumhurbaşkanı ve Hükümetin, hemen hemen aynı hassasiyetleri ifade eden açıklamalarının ardından Genelkurmay Başkanlığının açıklamasını ''fazlalık olarak gördüklerini'' ifade etti.